sevemedim vedaları

Çok uzun aralar verdikten sonra cümleye nasıl başlayacağımı hep bilemedim. Bu konuda bile stres yaratmayı başarabilen ben, yine aynı stresi yaşıyor ve bunu ilk giriş olarak kullanarak geçiştiriyorum.

Yazmayalı epey oldu evet, bunun eksikliğini bu kez çok hissetmedim. Çünkü evimde bir internet yoktu, günlük hayatımda olması bu eksikliği gidermiyor aksine daha da tetikliyordu. Orada internetim vardı fakat kişisel değildi, bundan dolayı yaşadığım eksiklikleri ve sıkıntıları anlatamam. Aslında biraz bahsedebilirim; arkadaşların* öneriyle kitap okuyorsun, bilmediğin kelime çıkıyor ortaya ve anlamını araştıramıyorsun. Karnın acıktı yemek siparişi vereceksin fakat onu da yapamıyorsun. Alkollü ilen yazı yazayım diyorsun yine olmuyor. Bunların hepsinin tek sebebi tabiî ki internet eksikliği canlarım. Kelime araştıracaksın internete bağlı değilsin, yemek söyleyeceksin gerekli yerlerin numarası yok internetten arayamıyorsun, yazı yazacaksın o bağlı olamama ikonu canını sıkıyor.

Neyse, aklımdan geçtiği gibi bu kadar süredir yazı yazamamamım sebeplerini açıkladım. Ayrıca söylediğim gibi yazıp kaydedeyim sonra yayınlarım da yalan oldu. Mümkün değilmiş böyle bir şey, şu an neti kullandığımdan mı? Hayır! Kesinlikle değil! Ama bi’ yerlere bağlı olmak sanırım bilinçaltıma yerleşmiş bir şey. Neyse bu konuda daha fazla gevezelik yapmak istemiyorum, öyle.

En son radiohead ve grev demişim bu konulara ağırlık göstermem gerekiyor gibi. Öncelikle Telekom evet, evi taşıyacağım zamanı bulup greve başlayan çalışanlara sahip. Şu an internetim var ya ondan grevi savunabilirim. Tamamen kendime uygun demokrasi gibi bir şey bu. Yaklaşık 3 ay sonunda internetim tanıdık sayesinde bağlandı. Aslında açıklamak istemem ama bunu söylemek zorunda hissediyorum kendimi; 2,5 ay sonunda baktım hala bağlanmıyor bir tanıdık sayesinde önce telefonumu bağlattım. Övünmüyorum ama utanmıyorum da. Bu paragrafta sadece son kez internetsiz hayat hayat değil mesajı veriyorum, artık bahsetmeyeceğim.

Radiohead demiştim evet, bu adamları tarif etmeye çalışmayacağım. Sıradan geçen bir günlük hayatım da bile bugün hesapladım ortalama 65 kez Radiohead parçaları dinliyorum. 4’er dakikadan bu yapar 260 dakika. Ben halimden memnunum, oda arkadaşlarım değil tabi o ayrı. Alıştı gibiler gerçi, duymuyorlar artık.

Duymaktan bahsetmişken 2008 yılının ilk ayında kendimde keşfettiğim bazı özellik ve huylardan bahsedeceğim. Artık dinlemek istemediğim sesleri dinlememeyi öğrendim, aslında öğrenmişim fark ettim. Örneklemek gerekirse (kendim örneksiz çoğu şeyi anlamıyorum, evet?) bir toplantıda istemediğim şeyleri dinlemiyorum, aynı şey arkadaş sohbetinde de ortaya çıkıyor. O sırada ne düşünüyorum, kafamda ne dinliyorum bilmiyorum ama dinlemiyorum işte.

Şu iki üç gün en çok düşündüğüm şey eskisi gibi yazabilecek miyim sorusu olmuştu. Bu soruya cevap verememem halinde bu siteyi kapatacaktım, hatta adresi (eFENDy.net) satın alma teklifleri bile gelmişti. Satacağımdan değil ama en azından kapatabilirdim. Çünkü eski yazılara baktığımda eskisi gibi içimi dökemediğimi görüyor, biraz üzülüyordum. Bunu düşünmediğim sıralarda ise kafamı meşgul edecek oldukça fazla şey vardı. Bunları burada anlatacağımdan değil de sadece değinmek istedim. Birde aslında yazmama en iyi etken sayın “Serdar Kuzuloğlu” oldu. Wordpress’in engellenmesi üzerine kendisinin bir programda düşüncelerini dinledim ve ampul yandı.

Şu an oldukça yüzeysel bir yazı yazmaya çalışıyorum, hala 3 ay ne yaptım anlatmıyorum farkındayım. Alkollü iken böyle üzgünüm, kendini tekrar eden cümleler sık sık karşınızda. Hazır alkollüyken çok fazla imla kurallarına uygun/akıcı yazı düşünmeden yazmaya devam etmek istiyorum. Hatta bu yazının o aradan sonra en uzun yazı olmasını düşünüyorum. Bilmiyorum sonunda bende göreceğim uzun mu değil mi? Neyse ne diyordum, yine bugün bir şeye çok üzüldüm. Dünya’yı bir göktaşı sıyırmış. Olamaz!

Nasıl sıyırır? (bundan sonra kendim gayet dürüstçe yazıma devam ediyorum) Çarpsaydı keşke. O zaman abuk subuk takıntılarımı, en son ne zaman ağladığımı, 15 yıl sonra nerede olacağımı düşünmezdim. Lost’u neden deli gibi seviyorum, çünkü onların derdi başka! Mis gibi bir adadalar ve tek dertleri others. Ha ha, ne güzel yaşam be blog. Bu hafta sonu izlediğim ve beğenmediğim ‘I’m Legend’ filmi bile tercih sebebi olabilir. Hiç kimse yok, yalnızlık. Düşünmesi bile gayet keyifli. Kesinlikle bu boktan filmi izleyip yatmadan önce bunu düşünün. Filmi izlemeyenler için tabiî ki anlatmayacağım?

İnceden lost’a değinmişken bu hafta lost’un 4.sezonu da başlıyor, inanılmaz heyecanlıyım. Unutmaya çalışsam da bu ara sırasında dizimi unutamadım, çünkü benden birçok noktayı yakalayıp beklememi söylediler. Zaten izleyenler hep kendinden bir nokta buluyorlar, bulmalılar. Hatta evimde o ilk bölümü izlerken kendime birçok güzellik yapmayı düşünüyorum ve o geceyi bekliyorum.

Üstteki paragraf dizi izlemeyenlerin dikkatini çekmeyecek farkındayım, onun için ek bir paragraf daha yaratmak istiyorum. Bugün uzun süredir ilk yazım, istediğim kadar cümleleri ve yazıyı uzatabilirim. Şimdi ne kadar yoğun, ne kadar boş bir hayat geçirirsen geçir gidip dizilere sarmalısın. Lost izle, The Sopranos izle ama bir şeyler izle. Adamlar yapıyor, inan bunlardan sonra filmler sıkıcı gelmeye başlıyor. İzlemelisin, izle! Seri katilli bir dizide bile ortak nokta yakalayabiliyorsan (bahsi geçen dizi DEXTER’dır) bence bu zeka ürünlerini izlemelisin…

Kafamda çok şey var sayın blog. Üstte belirttiğim gibi gelecek 15 yılıma ait şeyler bunlar. Ortalarda olamadım en iyi sen biliyorsun, ya en kötüsü ya en iyisi oldu. Eski yazılarımda da bu böyleydi inan. Şu an ki bilincim ile inancım her şeyin iyi sonuçlanacağı. Deli gibi bir gelecek endişesi yaşamak nasıl bir şeydir, bunları düşünmeye gerek var mıdır, insan zengin olunca mutlu olur mu gibi soruların cevaplarını başrollerinde ‘umut diye biri’nin oynadığı filmde izleyeceğim. Filmin sonunu tabiki anlatmıyorum, çünkü bilmiyorum! Aslında az çok düşünüyorum ve bir yerlere bağlıyorum, ama blog (kızma lütfen) sana bile anlatmıyorum. Kimseye anlatmıyorum, bunun sebepleri birden fazla haliyle. Onları bile açıklayamayacağım.

Tamam, yazamayacağım daha fazla. Ama başladı ya bir kere, devamı gelecek eminim. Kısa keseyim o son cümleleri; sevemedim vedaları.

(gelecek bölümde bu başlıkla ilgili detaylara ineceğim, söz.)