sorumluluklarımız

sorumluluklar bazen beni sıkıyor, mesela yolda yürüyorum sakince. birden top oynayan çocuklardan bana doğru top geliyor, tüm gözler bana çevriliyor. topu geri göndermem gerek biliyorum, fakat düz bir vuruşla asla tatmin olmaz bu çocuklar. alacaksın topu önce sektireceksin, hatta ensende durduracaksın. tabi ben bunları yapamıyorum, o şov yapma sorumluluğu çok kötü bi durum işte.

ikibinyedi yazına dair

bi süre kapalı kaldık, her şey çok farklı gelişti. rüyalarımda konuşarak, ofiste gevezelik yaparak, otobüslerde düşünerek kendi kendimi tatmin ettim. blog’u geçici süre kapalı tuttuğum o vakitten bu zamana kadar gerek benim hayatımda gerek burnumu soktuğum/takip ettiğim gündemde bir sürü gelişme oldu. oysa ben en son no surprises please demiştim.

çalışma hayatım su gibi akıp geçiyor. insan çalışınca zaman gerçekten çok hızlı geçiyormuş. bunu seviyor muyum sevmiyor muyum hala kafamda bir paradox. önceden düzensiz yaşamaktan günleri karıştırıyordum şimdi ise çok hızlı geçmesinden karıştırıyorum.

ve hala kimi insanların düşündüğü gibi bende uğursuz bir insan olduğumu düşünüyorum. ama diğerlerinden farkı bunun zaman zaman değil sürekli böyle olması. kendi kendime buna inandırdım, çünkü kendime verebileceğim örnek çok fazla. çok istediğin olmazmış diyenlere gülerken çok istediğim hiç bir şey olmadı, istediğim şeyler ise zorlama ile oldu. şaka gibi bir olay ama öyle, keşke sorumluluğu burda başkasına yüklüyormuş gibi yapsam ama akışında şeylerde de böyle. ne bileyim yakında “gülmüyor hiç yüzüm” adındaki şarkıyı dinleyeceğim. (böyle bir şarkı var mı bilmiyorum ama varsa yani)

hatta yokluğumu sayılarla ifade etmek istesem iş bankası reklamı gibi ancak saatlerce süren yolculuklar, binlerce gelen spam diyebilirdim.

bu yaz hiç tatil yapmadım, tatilden kastım alıp bavulu telefonu kapatıp dinlenmek. yoksa bavulumu alıp bir yerlere gittim ama telefonum kapalı olmadı. *bence tatil insanın cep telefonunu gözü kapalı kapatabilmesidir. 3 kere denize girdim, ankara, manavgat ve alanyaya gittim. bunun dışında olağan hayatım devam etti. bazen fazla tek düze geldiği doğru ama, bu yazında böyle geçmesini istiyor en azından böyle uygun görüyordum.

izlediğim şeyler de değişmedi, alias’ın 5 sezonunu da bitirdim nihayet. dizilerin ara verdiği bir 3 ayı eskileri amorti ederek kurtardım bi’ nevi. şimdi ise The Sopranos ‘a başladım. görüyorsunuz işte yoğunum diyen bir adam nelere vakit ayırabiliyor?

bu sitenin yeni görüntüsüne alışmak benim için biraz zaman alacak, belki sizin içinde alabilir. artık böyle çalışıyoruz sıfırdan başlamak yeni bir sayfa açmak böyle bir şey. eski yazıları silmedim tabi, onlar burada.

neyse baya bi biriktim, bol bol yazarım bu dönem sonra normale döneriz.

saygılar, umut soprano (aa unuttum altta otomatik yazacak kendisi bunu)
* = kıçımdan vecize uydurdum belirteyim.

evet, ne var?

bugün her zamanki günlerden biri değildi. uzun zamandır yaptığım şeyi yaptım öncelikle. tam 12 saat uyuyup kendime geldim. havalarda eski sıcaklığını kaybettiği için ara verdiğim yürüyüş/spor olayına başladım. sonra kafama dank etti, bizim bi blog vardı ne oldu ona?

aslında her şeyi 10 eylül’de hazırlamıştım ama nedense aktif değildi site. artık aktif, wordpress’e geçmiş haliyle yayında. bu tema fazlasıyla renkli farkındayım ama bulabildiğim (yüzlercesine göz attım) en uygun temaydı. bu kalsın bir süre, gerisi gelir.

hadi bakalım hayırlısı…